Uzlaşma müzakerelerine tarafların arzuladıkları kişiler ya da uzmanlar katılabilir mi?
Uzlaşma müzakerelerine katılabilecek kişiler kanunda tek tek sayılmıştır. Burada sınırlı sayılılık söz konusudur. Bu nedenle, kanunda sayılanların dışında, müzakerelere tarafların üzerinde uzlaştıkları kişiler veya uzmanlar katılamaz.
Cumhuriyet savcısının uzlaşma raporunu onaylamaması durumunda bu işleme karşı itiraz yoluna başvurmak mümkün müdür?
CMK’nın 253/23.
maddesine göre, uzlaşma sonucunda verilecek kararlarla ilgili olarak
bu Kanunda öngörülen kanun yollarına başvurulabilir.
Uzlaşma sonucunda verilebilecek kararlar, uzlaşmanın kabul edilerek
onaylanması ya da kabul edilmemesi üzerine ortaya çıkmaktadır.
Uzlaşmanın kabulü veya reddi bizatihi kanun yoluna tabi birer karar
değildir.
Uzlaşma raporunun onaylanması halinde, soruşturma evresinde;
kovuşturmaya yer olmadığı veya kamu davasının açılmasının
ertelenmesi, kovuşturma evresinde ise; düşme veya hükmün
açıklanmasının geri bırakılması kararları verilebilecektir. Bu
kararlara karşı gidilebilecek kanun yolları bellidir.
Uzlaşma raporunun onaylanmaması halinde ise ya soruşturmaya ya da
yargılamaya devam edileceğinden, bu süreçlerin sonunda verilecek
kararlara karşı ancak ilgili kanun yollarına başvurulabilecektir.
Bu açıklamalardan çıkan sonuç şudur ki, bizatihi uzlaşmanın
onaylanması veya onaylanmaması işlemlerine karşı gidilebilecek bir
kanun yolu bulunmamaktadır. Bu durum karşısında, 253/23. maddenin
konuluş amacı sorulabilir. Bu hüküm iki sebepten dolayı kanunda yer
almaktadır. İlki, uzlaşma bağlamında verilecek kararlara karşı
yukarıda zikredilen kanun yollarının açık olduğunu vurgulamaktır.
İkincisi ve daha önemlisi ise, kovuşturmaya yer olmadığı kararı
verildiği durumlarda, bu kararın kanun yoluna tabi olup olmadığı
konusunda yaşanabilecek tereddütleri gidermektir. Bilindiği üzere,
kovuşturmaya yer olmadığı kararları, 171/1. maddeye göre verildiği
takdirde itiraz imkânı bulunmadığı halde, bunun dışındaki hallerde
verilen bütün kovuşturmaya yer olmadığı kararları 173. madde
çerçevesinde itiraza tabidir. İşte, uzlaşma kapsamında verilen
kovuşturmaya yer olmadığı kararının kanun yolu bakımından hangi
kapsamda değerlendirileceği hususunda uygulamada ortaya çıkabilecek
tereddütleri gidermek amacıyla 253. maddenin 23. fıkrasına yer
verilmiştir.
Kısıtlanması Gereken Bir Kişiye Uzlaşma Teklif Edilebilir mi?
Medeni Kanuna göre “Vesayeti Gerektiren Haller” içinde olup da bu durumun bilinmemesi nedeniyle hakkında vesayet veya kısıtlılık kararı verilmemiş kimseler (Örn. ayyaş, savurgan vb) için öncelikle Sulh Hukuk Mahkemesine bildirimde bulunularak, sonucuna göre kişi vesayet altına alınırsa vasisine, vesayet altına alınmasına gerek görülmez ise kendisine uzlaştırma teklifi yapılıp sonuçlandırılmalıdır. Yönetmeliğin 8. maddesindeki “Bu kişilerin ayırt etme gücüne sahip olup olmadıkları Cumhuriyet savcısı tarafından araştırıldıktan sonra, uzlaşma teklifinin muhatabı belirlenir” hükmü de bunu gerektirmektedir.
Suça sürüklenen veya suç mağduru çocuklar, uzlaşmaya tâbi bir suçta kanuni temsilcilerinin katılımı olmaksızın kendilerini borç altına sokmayan bir uzlaşma teklifini kabul edebilir mi?
CMK’nun 253/4.
maddesinde göre şüphelinin, reşit olmaması halinde, uzlaşma
teklifinin kanunî temsilcilerine yapılması öngörülmüşse de edimin
konusu kendisini maddi bir yükümlülük altına sokmayacak, özür
dilenmeyle ifa edilebilecek bir edim ise, reşit (ergin) olmayıp
ayırt etme gücüne sahip suça sürüklenen çocuğa uzlaşma teklifi
yapılabilmesi ve uzlaşma önerisini kabul etmesi halinde uzlaşmanın
gerçekleşmiş sayılacağının kabulü gerekir. Her ne kadar Medeni
Kanun’un 16. maddesinde, “Ayırt etme gücüne sahip küçükler ve
kısıtlılar, yasal temsilcilerinin rızası olmadıkça, kendi
işlemleriyle borç altına giremezler” denilmekte ise de son
cümlesinde “Karşılıksız kazanmada ve kişiye sıkı sıkıya bağlı
hakları kullanmada bu rıza gerekli değildir” hükmü mevcuttur. Özür
dilenmesiyle maddi bir yükümlülük altına girmeden uzlaşma sonucu
kovuşturmaya yer olmadığı kararı verilmesi ve artık soruşturma
konusu suç nedeniyle tazminat davası açılamaması, açılmış olan
davadan feragat edilmiş sayılması (CMK m. 253/19), suça sürüklenen (şüpheli-sanık)
çocuk için bir kazanımdır.
Ancak aynı şeyi suç mağduru veya suçtan zarar gören çocuk için
söylemek mümkün değildir. Mağdur veya suçtan zarar gören çocuk reşit
(ergin) olmadıkça (ayırt etme gücüne sahip olsa da) uzlaşma teklifi
kanuni temsilcisine yapılması gerekir. Çünkü kendisine karşı işlenen
soruşturma konusu suç nedeniyle uzlaşma önerisini kabul etmesi
halinde artık tazminat davası açılamayacağından karşılıksız kazanım
söz konusu değildir.
Suça sürüklenen çocuğa uzlaştırma teklifini kolluk yapabilir mi?
Kolluk, Cumhuriyet Savcısının emriyle taraflara
uzlaşma teklifi yapabilir. CMK’nın 253/4. maddesine göre,
“Soruşturma konusu suçun uzlaşmaya tâbi olması halinde, Cumhuriyet
savcısı veya talimatı üzerine adlî kolluk görevlisi, şüpheli ile
mağdur veya suçtan zarar görene uzlaşma teklifinde bulunur.”
Yönetmeliğin “Uzlaşma teklifi” başlıklı 8. maddesinin 1 ve 3.
fıkralarında da buna paralel düzenleme mevcuttur. Ancak kolluk,
Cumhuriyet savcısının talimatı olmadan kendisi uzlaştırma
yapamayacağı gibi uzlaştırmacı da atayamaz; bu işlemler Cumhuriyet
savcısı tarafından yapılır (CMK m. 253/4).
Genel kural yukarıdaki şekilde olmakla birlikte, suça sürüklenen
çocuklara ilişkin uzlaşma teklifini kolluğun yapması mümkün değildir.
Zira 5395 sayılı Çocuk Koruma Kanunu’nun 15/1. maddesine göre, suça
sürüklenen çocuklar hakkındaki soruşturma, çocuk bürosunda görevli
Cumhuriyet savcısı tarafından bizzat yapılır. Dolayısıyla çocuklara
yönelik uzlaşma teklifini de kolluk değil bizzat Cumhuriyet savcısı
yapmalıdır.
Kolluğun uzlaşma teklifi üzerine tarafların kanuni temsilcileri aralarında uzlaştıklarını beyan ederlerse, uzlaştırmacı atanmadan yapılan bu uzlaşma geçerli midir? Bu beyanın Cumhuriyet savcısına tekrarlanması gerekir mi?
Tarafların özgür iradeleriyle kollukta da olsa uzlaştıklarını beyan etmeleri geçerli bir beyandır. Kollukta taraflara maddi yükümlülük yüklemeyen tüm uzlaşmalar kabul edilmelidir. Çünkü CMK m. 253/17’ye göre, “Cumhuriyet savcısı, uzlaşmanın, tarafların özgür iradelerine dayandığını ve edimin hukuka uygun olduğunu belirlerse raporu veya belgeyi mühür ve imza altına alarak soruşturma dosyasında muhafaza eder.” Buna göre önemli olan “uzlaşmanın, tarafların özgür iradesine dayandığının ve edimin hukuka uygun olduğunun” Cumhuriyet savcısı (veya kovuşturma evresinde hâkimin) belirleyerek onaylamasıdır. Yoksa uzlaşma raporunun bizzat Cumhuriyet savcısı huzurunda düzenlenmesi veya imzalanması şart değildir.
Uzlaşma sürecinin gizliğinin ihlali halinde ne olur?
Soruşturma
evresinde uzlaşma, bir soruşturma kurumudur. Bu nedenle uzlaşma
süreci, gizlilik itibariyle soruşturmanın gizliliği ile aynı olup
farklı bir özellik arz etmemektedir.
Bu durumda uzlaştırmacı, bu görevi dolayısıyla bir kamu görevlisidir.
Kamu görevlisinin, soruşturmanın gizliğini ihlali halinde
karşılaşabileceği yaptırımla karşılaşacaktır.
Uzlaştırmacı dışındaki uzlaşmaya katılanlar bakımından ise, durumun,
aynen soruşturmada olduğu gibi değerlendirilmesi gerekir.
Son Güncelleme 06 Ağustos 2009 18:53